1 SANAT

‘11 yıldır koleksiyonerlerin tercihi’

YAZILAR

Çayyolu Life - Geleneksel Sanatlar -  Hat Sanatı I

GELENEKSEL SANATLAR

HAT SANATI I

Bu sayıda ve takip eden sayılarda sizlere geleneksel sanatlarımızdan bahsetmek istiyorum. Sektörde beni en çok üzen konulardan biri, geleneksel sanatlarımızın belli bir kesim tarafından inadına bir kalıba sokulmak istenmesi, bir kesim tarafından da sürekli dışlanıyor olmasıdır. Bu genel durumun haricinde geleneksel sanatlarımız, özellikle hat sanatı belirli yerel yönetimlerin destekleri ile ayakta durmaya çalışırken bir yandan da son yıllarda çağdaş sanat koleksiyonu sahibi büyük holdinglerin de destekleri ile geleneksel sanatlar, hak ettiği yere ulaşabilme yolunda adımlar atmaya başlamıştır.


Size ilk olarak anlatmak istediğim konu hat sanatıdır. Öncelikle söylemem gerekir ki bu deniz derya konu üzerine burada sadece yüzeysel bilgi verebilirim. Hat sanatı üzerine pek çok birbirinden başarılı referans kitabı okumanızı tavsiye ederim.


Hat sanatı, pek çok ünlü modern sanatçı, özellikle kübistler tarafından teknikleri, geçmişi, amacı incelenmiş ve pek çoğuna ilham kaynağı olmuştur. Pablo Picasso, Osmanlı dönemi hattatların bir yazıya başlamadan önce harfleri denedikleri ‘karalama’ olarak adlandırdığımız çalışmaları soyut sanatın ilk örnekleri olarak kabul ettiğine dair pek çok kaynaktan bilgi alınabilir. Picasso ile tanışma ve hatta birlikte çalışma fırsatı bulan değerli sanatçı Abidin Dino da hat sanatı üzerine pek çok çalışmalar yapmıştır. Şeref Akdik, Avni Arbaş, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazmi Ziya, Şefik Bursalı, Erol Akyavaş gibi Türk resim tarihinin en önemli isimleri de hat sanatı ile ilgili çalışmalar yapmışlardır. Özellikle Şeref Akdik, hat sanatını V. Mehmet Reşat tarafından Reis-ül Hattatıyn ünvanı ile ödüllendirilmiş babası Kamil Akdik’ten (1861-1941) öğrenmiş ve çok başarılı hat eserler üretmiştir. Ünü dünya çapında olan Burhan Doğançay’ın babası ve yine Türk resim sanatı tarihinde önemli bir yere sahip olan Adil Doğançay da hat sanatı üzerine araştırmalar ve denemeler yapmıştır. Hat sanatına gönül vermiş ve bu sanata pek çok güzel eser vermiş olan, Osmanlı tarihinin yenilikçi padişahları da vardır. Sultan II. Mahmud ketebeli (imzalı) eserler, Topkapı Sarayı müzesinde görülebilir, pek çok özel koleksiyonda da mevcuttur. Sultan Abdülmecid ve kardeşi Sultan Abdülaziz de çok başarılı hattatlardır. Dolmabahçe ve Ortaköy Camilerinin yazıları Sultan Abdulmecid’e aittir.


Yesarizade Mustafa

Mustafa Rakım

Sami Efendi

Türkiye’de pek çok entelektüel ailenin hat koleksiyonları vardır. Koç, Sabancı gibi ailelerin hat eserleri koleksiyonları, değerce neredeyse sahip oldukları modern ve çağdaş sanat koleksiyonlarından yüksektir. Aydın ve gelir seviyesi yüksek bu insanların geleneksel sanatımıza duydukları bu saygı üzerine kendilerini ilerici olarak adlandıran bazı kimselerin çıkıp bu sanatlara dil uzatmalarını, bir takım mesnetsiz ön yargılarla yorumlarda bulunmalarını anlamak güç. Bir taraftan da geleneksel sanatlara sıkı sıkıya bağlı bir kesimin de çağdaş sanatlara olan ön yargılarını da kırmak çok güç. Ben şahsen son iki yıl içerisinde karşılaştığım genç nesil manzarasından umutluyum. Ön yargılardan uzak, kendine güvenen, öncelikle empati kurmaya çalışan, can çekişen – katılımcılığa tahammül edemediği için Gezi Parkı olaylarında can çekişen ve vahşileşen- çoğulcu demokrasi yerine taptaze katılımcı demokrasiyi savunan, belirlenmiş yaşam kalıplarını kabul etmeyen yeni neslin ülkemize ve dünyaya çok büyük ve çok güzel değişimler getireceğine inanıyorum.

HAT SANATI

Hat sanatı, hüsn-ü hat veya kaligrafi olarak da adlandırılır. Hüsn-ü hat Arapçada, ‘güzel yazı’ demektir. Kaligrafi çok genel bir isimdir. Japon, Hint, Çin, Moğol, Nepal, Latin alfabesi ile de yazılmış kaligrafi eserlerinden ayrı olarak biz Arapça ve Osmanlıca yazılmış kaligrafik eserlere hüsn-ü hat ya da kısaca hat diyoruz. Hat yazısı genellikle dekoratif amaçla kullanılmasının yanı sıra en büyük amacı, yazıda bahsedilen konunun ya da düşüncenin, hadis ya da ayetin, isimlerin güzel yazı ile daha etkileyici hale getirilmesi çabasıdır. Görsel sanatların şiirselliği üzerine yapılabilecek en güzel tanımı da burada buluyorum: verilmek istenen duygunun görsel estetik algıya hitap ederek verilmek istenmesi.


Hat sanatının geçmişinin Arap yarımadasında İslamiyet’ten eski olduğuna dair görüş bildirenler, bu sanatın İslamiyet öncesi Arapların güzel yazı ile yazılmış epik ve lirik şiirlerini Kabe’nin duvarlarına asmalarını örnek göstererek tarihi konusunda yorum yapıyorlar. Bildiğimiz en kesin tarihi bilgi, Hz. Ali’nin Kufe kentini merkez olarak alması ve burada Kur’an’ın en güzel şekliyle ilk önce Kufi olarak adlandırdığımız yazı şekli ile yazılmasıdır. Hz. Ali, hattatların babası olarak anılır, Arapçayı çok güzel yazdığı söylenir. Ayrıca 950 yılında vefat etmiş olan Abbasi dönemi vezirlerinden İbn Mukie, geometri bilgisi sayesinde yazıda dengeyi ve en yüksek estetik algıyı sağlayacak harf oranlarını ortaya koydu. Bu vesile ile bizim şimdi ‘font’ olarak adlandırdığımız farklı yazı şekillerini ortaya çıkardı. Toplam altı adet olan bu yazı şekilleri, Muhakkak, Reyhânî, Sülüs, Nesih, Tevkî ve Rikâ olarak adlandırıl ve bu gruba Aklam-ı Sitte (altı kalem) denir. Abbasilerin tarih sahnesinden çekildikleri 1258 yılından sonra ise İslam kültüründe rekabet Türklerin ve Farsların arasında yaşanmaya başlandı. İran’da hat sanatı üzerine çalışmalar, Abbasi dönemi Arapların çalışmalarının ötesine gidemedi. Osmanlı dönemi, hat sanatının en muhteşem örneklerinin verildiği bir altın çağ gibidir. Özellikle Şeyhlik sıfatı hattatlıktan değil usta okçuluğundan alan Şeyh Hamdullah (1426?-1526), aklam-ı sitte’de Türk estetik anlayışına en uygun olan sülüs ve nesih üzerine çalışmalar yapmıştır, kendisi Türk Hat sanatının babası olarak kabul edilir. Öyle ki kendinden sonra gelen hattatların onun gibi yazma çabalarına ‘şeyh gibi yazdı’ denir oldu. İstanbul’da Firûz Ağa Camii, Davut Paşa Camii, Bayezid Camii kitabeleri ile Edirne’de Bayezid Camii kitabeleri onun eseridir. 

17. yy hattatlarından Hafız Osman’ın (1642 – 1698) Türk Hat sanatına olan katkısı muhteşemdir. Hz. Muhammed’in fiziksel ve davranışsal özelliklerinin yer aldığı ve bir hattat için başyapıt niteliğini taşıyan Hilye-i Şerif’in standartlarını oturtmuştur. Osmanlı padişahları II. Ahmet, II. Mustafa ve III. Ahmet, Hafız Osman’ın talebeleridir. Eserlerinin çoğunluğu Topkapı Müzesinde ve dünyanın en önemli koleksiyonerlerinden olan İran asıllı Yahudi Prof. Dr. Nasser David Khalili koleksiyonunda bulunmaktadır.



Hafız Osman

Ülkemizde hat sanatı üzerine halen eserler verilmektedir. Dünyanın en değerli hattatları halen Türkiye’den çıkmaktadır. Bütün dünyaca kabul edilen bu gerçek, ‘Kur’an Hicaz’a indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı’ sözüyle de taçlandırılmıştır. Müslüman olsun olmasın hat sanatına gönül verenlerin büyük çoğunluğu, bu sanatı öğrenebilmek için ülkemizde eğitim almaktadır.  Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Ahmet Karahisarî, Mustafa Rakım, İsmail Zühdü, Sami Efendi, Mahmut Celâleddin, Yesarî-zâde Mustafa İzzet, Kazasker Mustafa İzzet, Ömer Vasfi gibi isimler, hat sanatında ekol olmuş isimlerdir.


Kazasker Mustafa İzzet’e ait Ayasofya içerisindeki ‘Hüseyin’ yazılı levha

Mahmud Celaleddin

Sami Efendi ‘Sultan Abdülhamid Tuğrası’

Şeyh Hamdullah

Sultan II. Mahmud

Karalama Örneği

Gelecek sayıda bu sabır isteyen sanat ile ilgili yazı şekilleri, yazı çeşitleri, kullanılan malzemeler, çağdaş yorumlar ve günümüz hattatları üzerinde duracağım, tabii ki bir sayıya sığdırabilirsem. İlerleyen yazılarda da diğer geleneksel sanatları anlatacağım.

Okullar açıldı ve çocuklar yazı yazmayı öğrenmeye başladılar. Sizlerden naçizane ricam, çocuklarınıza güzel yazı yazmayı öğretmeniz olacaktır. Bilgisayar ağırlıklı yazı yazma neticesinde azalan el, bilek ve göz koordinasyonunun ve estetik algının gelişmesi için güzel yazı yazabilmeyi çocuklarımıza öğretmeliyiz. Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, sevdiklerinizle nice mutlu bayramlar geçirmenizi dilerim.


MEHMET ÜNAL

Çayyolu Life, Ekim 2014

Share on Facebook Share via e-mail Print