1 SANAT

‘11 yıldır koleksiyonerlerin tercihi’

YAZILAR

Çayyolu Life - Mehmet ÜNAL- Geleneksel Sanatlar -  Minyatür

GELENEKSEL SANATLAR

Minyatür

Sevgili okurlar, Geleneksel Sanatlar yazı dizime Minyatür Sanatı ile devam ediyorum. Minyatür sanatının Tezhip Sanatı ile olan ilişkisi vesilesi ile bir önceki yazımda bahsettiğim tezhipdeki bilgileri tekrar etmeden size bu ince, zarif, naif sanatı genel hatları ile anlatmaya çalışacağım.


İngiliz Minyatürü

MEHMET ÜNAL

Çayyolu Life, Mart 2015

Share on Facebook Share via e-mail Print

Minyatür sanatı, genel anlamda çok ince işlenmiş, sembolist yaklaşıma sahip, çok küçük boyutlu resimlere ve bu resimlerin üretildiği sanata verilen addır. Minyatür sözcüğü, Ortaçağ Avrupa’sında el ile yazılan kitapların ilk harfin boyamasında kullanılan kırmızı rengin elde edildiği ve adı ‘minium’ olan kurşun oksit mineralinden gelmektedir. Bu harfler, diğer harflerden büyük ve gotik üslupta yazılmış harflerdir. Minyatür sözcüğü bizde ‘nakış’ olarak geçmektedir. Minyatür yapan kişiye de nakkaş denmektedir.

Minyatür’ün tarihçesi konusunda çeşitli fikirler olsa da genel kabul gören kanı, Asya’da Hindu ve Budist yazmalarda ve tarihi dökümanlarda kullanılan resimlerin ticaret yolu ile Avrupa’da tanınması şeklindedir. Doğu ve batı minyatür sanatları, resim sanatı açısından benzer olsa da teknik ve konu bakımından farklılıklar gösterir. Batı’da Hıristiyanlık öncesi özellikle İngiltere’de minyatür sanatı, kralların kahramanlıkları ve çocuk masalları konularını işlerken Hıristiyanlık sonrası dini temalar, İncil’den, havarilerin ve azizlerin hayatlarından hikayeler üzerine üretilmeye başlanmıştır. Avrupa’da baskı makinelerinin icad edilip kullanılmaya başlanmasına kadar görkemli minyatürler yapılmıştır. Matbaa baskısı eserlere minyatür yerine gravür denen bir baskı tekniği uygulanmaya başlanmış ancak renksiz olan bu gravürler, minyatürde kullanılan boyalarla renklendirilerek minyatür etkisi verilmeye çalışılmıştır. Minyatür sanatı da daha çok porselen ve ahşap kutular, madalyon üzerindeki portrelerde kullanılmaya başlanmıştır.



Doğu minyatürleri kendi içerisinde farklılıklar gösterir. Uzak doğu minyatürlerinde çoğunlukla dini ve tarihi olayları anlatan kitap ve yazma eserlerde karşımıza çıkan minyatür sanatı, yakın doğu’da dini, tarihi, sosyal hayata dair konular, saray hayatından tasvirler içermektedir. Ortadoğu, minyatür sanatının en zarif örneklerinin üretildiği bölgedir. İslam’ın resim sanatını –rivayetlere dayalı uydurma hadisler vesilesi ile – yasaklamış olması sebebi ile yazma kitaplarda sembolik olarak insan, hayvan, bitki ve doğa manzaraları sembolize edilmiştir.

Türklerde minyatür sanatının tarihi, Budist Uygur Türkleri ile başladığı, arkeolojik objelerden anlaşılmaktadır. Selçukluların İran ile olan ilişkileri neticesinde de İslam merkezli minyatür sanatı tanınmış ve geliştirilmiştir. Mevlana'nın resmini yapan Abdüddevle ve başka ünlü minyatür sanatçıları bu dönemde yetişmiştir. Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürmüştür. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan Bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçının yetiştiğini görüyoruz. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî, Ahmetcan Barlas,Haydar Kay, İsmail Can, Gazi Capır, Nakşî ve Şah Kulu ün yapmışlardır. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır. Minyatür sanatı konusunda Levni’den bahsetmemek olmaz. Levnî, Türk minyatür sanatında mihenk taşıdır, dönüm noktasıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıkarak kendi üslubunu geliştirmiştir. 19. yüzyıl başlarında yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görülmüştür.






İran Minyatürü, Farscian Ekolü

Minyatür, kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Bu ortak bir özelliktir. Doğu ve Türk minyatürlerinin bazı başka özellikleri de vardır. Bu minyatürlerin çevresi çoğu kez önceki sayıda bahsettiğim tezhip denen bezemeyle süslenir. Minyatürde sulu boyaya benzer bir boya kullanılırdı. Yalnız bu boyaların karışımında bir tür yapışkan olan arapzamkı biraz daha fazladır. Çizgileri çizmek ve ince ayrıntıları işlemek için yavru kedilerin tüylerinden yapılan ve "tüykalem“ denen çok ince fırçalar kullanılır.

Boyama işi için de çeşitli fırçalar vardır. Resim yapılacak kâğıdın üzerine arapzamkı katılmış üstübeç sürülür. Renklere saydamlık kazandırmak için de bu yüzeyin üzerine bir kat da altın tozu sürüldüğü görülmektedir.

Minyatür sanatı, batıda olduğu gibi ülkemizde de geleneksel bir sanat olarak varlığını sürdürmektedir. Birkaç Yüzyıllık kesintiden sonra Prof.Dr. Süheyl Ünver'in çabalarıyla tekrar günyüzüne çıkmıştır. Özel koleksiyonumda bir eseri bulunan, tanımaktan büyük onur duyduğum rahmetli Nusret Çolpan, Gülbün Mesara, Gülçin Anmaç ve yetişmekte olan birçok genç sanatçı tarafından icra edilmiş ve edilmektedir. Genç bir sanatçı olan Murat Palta, Hollywood’un kült olmuş filmlerinden sahneleri minyatür sanatında yorumlayarak büyük ilgi toplamış, bu sayede bu sanata gençlerin ilgisini çekmiştir.


Nusret Çolpan

Gülçin Anmaç

Gülbün Mesara

Murat Palta