1 SANAT

‘11 yıldır koleksiyonerlerin tercihi’

YAZILAR

Çayyolu Life - Mehmet ÜNAL- Geleneksel Sanatlar -  Tezhip

GELENEKSEL SANATLAR

Tezhip


         Tezhip, Arapça bir kelime olup zehep (altın) kelimesinden türetilmiş, altınlamak anlamındadır. Günümüzde tezhip daha çok kitap süslemesi, hat eserlerin süslemesi, minyatür sayfaların süslemesinde başvurulan bir sanattır.



Hatai Tezhipli, Celi Divani Besmele, Hattat Savaş Çevik

MEHMET ÜNAL

Çayyolu Life, Şubat 2015

Share on Facebook Share via e-mail Print

Minyatür ile tezhip birbirine karıştırılan iki sanat dalıdır. Minyatür, insan, hayvan, doğa ve yapıların tasvirine dayalı simgesel bir sanat dalı iken tezhipte tasvir daha çok stilize bitki motiflerine dayalıdır.

Ülkemizde tezhipte "klasik yaklaşım" yaygındır. Klasik yaklaşım, tarih boyunca yaratılmış ve kullanılmış formlar ve desenleri yinelemek, form ve desenlerin ana yapılarını bozmadan değişik kompozisyonlarda kullanmaktır. Bazı sanatçılar da klasik formları farklı tekniklerde, farklı malzeme ve formlarda uygulayarak kendi yorumlarını sergilemektedirler.

Türklerin tüm geleneksel sanatlara olduğu gibi tezhibe de çok büyük katkıları olmuştur. Tarihçesi konusunda çok bilgi olmamakla birlikte en parlak dönemini Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde yaşadığını söyleyebiliriz. Yavuz Sultan Selimin İran seferi sonrasında istanbula getirilen acem ustalar sayesinde Selçuklu devletlerinden beri devam eden bu sanat, Osmanlı topraklarında zirvesini yaşadığı Kanuni döneminde zahriye, serlevha, sure başları ve hatime sahifelerinde zengin işçilik görülmeye başlanmış, altın çok kullanılmış ve lacivert renk dönemin önemli rengi olmuştur. Bu devrin önemli özelliğinden biri de “saz yolu” üslubunun görülmesi ve güzel örneklerini vermesidir. Saray nakışhanesinde doğulu sanatçıların etkileri saz yolu üslubunda olduğu gibi açıkça görülmektedir. Kanuni Sultan Süleyman devrinin döneminin ekol yaratan ünlü nakkaşların başında Şah Kulu ve Kara Memi gelmektedir. 1520-1526 yılları arasında faaliyet gösteren Şah Kulu Osmanlı Sanatında kitab bezemesinden kumaşa, çiniden kuyumculuğa kadar yaygınlaşan özgün bir üslubun, saz üslubunun yaratıcısı olmuştur. Onun öğrencisi olan Kara Memi ise, Osmanlı süsleme sanatının gelmiş geçmiş en önemli sanatçılarından biri olarak dikkati çeker.

Lale Devri'nde (1718-1730) Batı sanatı etkisi Türk tezhip sanatında etkisini göstermeye başlamıştır. Eski sayılarda yer almış Sanat Akımları yazı dizimin bir bölümü olan Barok ve Rokoko üsluplarının tesiri önemli ölçüde olmuştur. Bu tesir sonucunda, klasik form tamamen terkedilmiş, iri çiçekler, buketler, vazo, saksı veya sepet içinde buketler, kurdela ile bağlanmış çiçekler bolca kullanılmış, XIX. yüzyılın sonuna kadar aynı üslup devam etmiştir.

Tezhipte temel malzeme altın ya da boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Eskiden boya olarak genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Günümüzde genellikle su bazlı sentetik boyalar da kullanılmaktadır.

Hat ve cilt sanatlarında altınla yapılan tezhibe halkari denir. Rumî ve Hatayî üsluplarında, kitapların zahriye, hatime, başlık, serlevha, mihrabiye kısımları tezhiple süslenir.



Rumi

Rumi motifler, Türk süsleme sanatı tarihi içerisinde her dönemde ve her türlü süsleme alanında yüzyıllardan beri kullanılan klasik motiflerimizdendir. Rumi “Anadolu’ya ait” anlamındadır eskiden Anadolu’ya Diyar-ı Rum denilmesinde ve 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya yerleşen Selçuklu Türklerinin bu motifi geliştirerek, çok kullanmalarından dolayıdır. Rumi motifine ayrıca Selçukî de denilmektedir.

Rumi motifi ilk kez, 9.ve10.yüzyılda Uygur Türklerine ait bezeklik Freski’nde Rumi kanatlı ejderha figüründe bir motif olarak görülür. Uygurlulardan sonra kurulan Karahanlılar Devleti döneminde ise Rumi motifi desen haline gelecek kadar gelişmiş ve Türk süsleme sanatında bir üslup olmuştur.

Rumi Üslupta Tezhip Detayı

Hatayi

Çeşitli çiçeklerin dikine kesitinin, anatomik çizgilerin stilize edilmiş görünümleriyle çizilmesidir. Çin Türkistanı’nın eski ismi olan Hatay (Hitay, hutan, vs.) bölgesinden 11. Yy’da geldiği düşünülmektedir.

Küçük yıldız ve çiçeklere nokta, geometrik olanlara mücevher, altıgenlere şeşhane, beşgenlere seberk denir. Kur'an'da secde ayetlerine denk gelen yerlerde vakıf gülü, hizip gülü, cüz gülü bulunur. Varakçı ve cetvelkeş denilen ustalar vardır. Kalemfırça, zermühre, boyalar sanatçılar tarafından sıkça kullanılan aletlerdendir.

Hatai Üslupta Çini Deseni

Yazı ve etrafında toplanan sanatları öğretmek üzere 1914 yılında "Medrese-t-ül Hattatin" açılmıştır. İlk müdürü Hattat Arif Bey olan mektebin amacı yazı, tezhip, halı, cilt, ebru ve ahar gibi eski sanatlarımızın devamını sağlamaktır. Mektep, Harf İnkılabı’na (1928) kadar önce kurulduğu adla, sonra "Hattat Mektebi", akabinde de "Şark Tezyini Sanatlar Mektebi" adı altında faaliyetini sürdürmüş ve nihayet 1936'da Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlanmıştır. Şark Tezyini Sanatlar Mektebi'nin kurulması ise doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı Atatürk’ün talimatıyla olmuştur. Eski sanatçılaradan birkaç örnek vermek gerekirse, ilk akla gelen isimler Rikkat Kunt ve Ülker Tansı olacaktır.

Son 10 yıl içinde de bu sanata olan ilgi artmış, farklı yorumlar ve formlar ortaya çıkmıştır. Yerel yönetimlerin desteğiyle açılan kurslar ve akademilerde verilen eğitimler neticesinde bu geleneksel sanatla ilgili çalışan kişi sayısı artmıştır. Başarılı tezhip sanatçıları, yüksek gelir elde eden geleneksel sanatçılardır.


Şeyma Çınar

Emine Gündoğdu Süsoy